Our next release..

Hazır Pardus 2009 çok yaklaşmışken, bir çok kişi ne gibi değişiklikler olacağı konusunda merak içinde değil mi? :)

Hazır Pardus 2009 çok yaklaşmışken, bir çok kişi ne gibi değişiklikler olacağı konusunda merak içinde değil mi? :)
SAP R/3 sistemi, yürüttükleri görevlere bağlı olarak üç farklı katmandan oluşmaktadır. Bu katmanlar Presentation, Application ve Database olarak isimlendirilir ve yalnızca tek bir sunucu üzerine locate edilebileceği gibi, birden fazla sunucu üzerinde de konumlandırılabilirler. SAP’nin önerdiği yöntem de budur.
Şimdi bu üç katmanın temel yapısı ve görevlerini inceleyelim:
R/3 System Configuration
Üç tür R/3 yapılandırması mevcuttur. Bunlar;
Central System‘de Application, Presentation ve Database katmanları, bu üç katman için gerekli tüm processleri üzerine bulunduran tek bir sunucu üzerinde barındırılmaktadır. Az sayıda istemci bulunduran firmalarda, Solaris/Unix sistemler üzerinde central system konfigürasyonuna sahip SAP R/3 sistemleri donanım ve yazılım maliyeti yönünden tercih edilen bir yöntemdir.
Two-Tier Configuration‘da iki tür yapılanma bulunmaktadır. İlk yöntemde presentation katmanı, application ve database’den ayrılarak farklı bir sunucu üzerinde bulunmaktadır. Daha az yaygın olan ikinci yöntemde ise; database server, application ve presentation’dan ayrılarak farklı bir sunucu üzerinde bulunur. İstemci tarafında ABAP development vs. gibi geliştirme işlemleri için kullanılan ve hem application hem de presentation processlerini taşıyabilecek masaüstü bilgisayarlar bulunur ve bu iki katman da bu bilgisayarlar üzerinde koşar.
Three-Tier Configuration‘da ise; presentation, application ve database katmanlarının üçü de farklı sunucular üzerinde bulunur. Bu sistemin en mükemmel avantajı ise load distribution dediğimiz, yük dağılımını optimum şekilde sağlayabilmesidir. SAP‘nin önerdiği yöntem de budur.
Şimdilik hem yapılandırma türleri hem de katmanlar ile ilgili genel bir bilgi vermek istedim. İlerleyen zamanlarda ayrıntılı olarak spesifik konulara yöneleceğim.
Google Docs: http://docs.google.com/View?id=ddhw5r9m_45hjcvtndc
Uzun süre olmuş kendimden bahsetmeyeli. Elbette bu süre içerisinde hayatımda bir takım değişiklikler oldu.
Öncelikle Kocaeli Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünden yarım dönem gecikmeyle de olsa bu dönem mezun oldum. Bu süreçte eski çalıştığım firmadan ayrılma kararı aldım. Elbette, yaklaşık bir yıldır içinde bulunduğum ekipten ayrılma kararı almak zor oldu fakat, kapsamlı bir değerlendirme yaptığımda artık kendi yolumu çizmem gerektiğini anladım. Her ne kadar zamanında Sevgili Ali Işıngör, kriz zamanında işten ayrılmamın riskli olduğunu söylese de risk almadan başarı gelmeyeceğini de bu sayede öğrenmiş oldum. :-)
Görüştüğüm iki firmadan da benzer pozisyonlarda sözleşme teklifi aldım. Fakat, çalışma ortamının bana daha cana yakın gelmesi, bununla birlikte kendimi geliştirebilmek adına bana daha fazla imkan sunması ve son yıllarda her iki şirketin de sektördeki durumlarını da göz önüne alarak Siemens’i tercih ettim. Bundan sonra System Engineer / SAP BC Admin pozisyonunda Siemens’de iş hayatıma devam edeceğim. Hafta başında işe başlamış olmama rağmen, şimdiden ne kadar doğru bir karar verdiğimi anladım bile…
Aklıma gelmişken, çalıştığım bir yıllık süre boyunca benden desteklerini esirgemeyen tüm BimSA personeline teşekkür etmeden geçemeyeceğim. Aynı zamanda, IBM’in bana teklif yapmak için – her ne kadar o teklifi kabul etmesem de – izin istediği eski şirketimdeki genel müdürüm ve direktörüme de bu duruma onay verdikleri için teşekkür ediyorum. IT dünyası küçük, umarım bir gün tekrar birlikte çalışma fırsatı bulabiliriz.
Pardus’a gelince, artık eskisi kadar destek veremesem de, gelişmeleri sürekli takip etmekteyim ve geçen her zaman daha fazla gurur duyuyorum. Bir projede geliştiricisinden camiaya kadar herkes üzerine düşeni bu kadar mükemmele yakın yapınca ortaya da tadına doyulmaz bir yemek çıkıyor.
Sağlıcakla kalın…
Seni bulmadan önce aramak isterim.
Seni sevmekten önce anlamak isterim.
Seni bir yaşam boyu bitirmek değil de,
Sana hep yeniden başlamak isterim.
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı R.Tayyip Erdoğan’ın Davos çıkışı bugünlerde özellike Türk medyasında manşetlerden inmiyor. Uluslarası medyada da flaş haber olarak verildi. İsrail Cumhurbaşkanı Peres’e gösterdiği tepkiye karşı Avrupa basını genelde tarafsız kalmayı tercih ederken, Yunan devlet televizyonunda “Gezegenimizdeki çok kişinin söylemek istediklerini söyledi” yorumu yapıldı. İsrail medyasındaki yorumlar genelde yapıcı olurken, ABD’deki İsrail lobisi beklenildiği gibi bu duruma çok sert tepki gösterdiler. Arap basınında ise Suudi Arabistan hariç (basında tek satır dahi yer bulmadı), neredeyse tüm ülkeler Erdoğan’ın tepkisine destek verdiler.
Ülkemizde ise TSK’nın haftalık bilgilendirme toplantısında, Erdoğan’ın tepkisiyle ilgili olumlu veya olumsuz bir görüş belirtilmemesine karşın, “Türkiye ve İsrail arasındaki ilişkilerde milli çıkarlar ön plandadır.” denilerek ince bir mesaj verildi.
Muhalefet kanadına dönecek olursak, Devlet Bahçeli; “Peres’in yaklaşımı küstahlık örneği. Erdoğan’ın tepkisi ise, yöntemi tartışılsa da haklı ve yerinde..” diyerek R.Tayyip Erdoğan’a destek çıktı. CHP ise, tepkinin zamanlaması ve tarzı konusunda eleştirilere odaklandı.
Kamuoyunda ise bir çok kişiden, “Tayyip Erdoğan’ı sevmesem de bu tepkiye ihtiyacımız vardı, helal olsun” tarzında yorumları sıkça görüyoruz.
İşin buraya kadar olan kısmı, beklendiği gibi gelişti. Fakat perdenin arkasına bakacak olursak, durum biraz farklı… 2008 yılı itibariyle, Türkiye ile İsrail arasındaki askeri işbirliği 2 milyar dolara ulaşmış durumda. Ertesi gün Peres’in Erdoğan’ı telefonla aramasının sebebi bu olmasın sakın?
Evet, tepki doğrudur. Moderatörün ve Peres’in tavrı, Başbakan’ın nezdinde tüm Türk ulusuna yapılmıştır. Fakat, keşke bu tavrı sadece Filistin için değil de; askerlerimizin başına çuval geçirildiğinde ABD’ye, teröristler evlatlarımızı şehit ettiğinde Barzani’ye, Annan planı masaya geldiğinde Kıbrıs’a gösterseydi; daha iyi olmaz mıydı?
Son yıllarda önemsenmeyen Afrika ile ilişkilerimiz, gerek BM Güvenlik Konseyi seçimi gerekse bazı karlı ticari ilişkiler dolayısıyla tekrar hakettiği önemi kazandı.
Osmanlı İmparatorluğu Afrika ülkelerini 1923 Lozan Antlaşması’na kadar elinde tutmuştu. Geçen zaman içinde Afrika kıtası ekonomik, ticari ve siyasi yönden oldukça gelişti, güçlendi. Avrupalıların sömürge kıtası dedikleri kıta artık çok sayıda özgür devlet barındıran bir siyasi yapıya kavuştu. Bu devletlerin neredeyse tamamı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyeliği için oylarını Türkiye’ye verdiler.
Dünyanın en güçlü ülkelerine bakarsak; İngiltere ve Fransa aralarında paylaştırdıkları sömürgeleriyle, Rusya komünizmi kıtaya sokup çok kan döktüğünden, ABD Afrika’dan ithal ettiği köleler sebebiyle, İtalya ile Almanya keza kıtaya geçmişte hep kötü niyetle girdiklerinden, Afrika’ya borçludurlar.
Osmanlı İmparatorluğu ise, Avrupalı devletlerin sömürgecilik anlayışına hiç benzemeyen eyalet sistemi oluşturarak 15. asırın sonlarından itibaren Afrika’nın büyük bir kısmını yönetti. Kıtayı Avrupalılar’a karşı savundu. Bugün baktığımızda hiç bir tarih kitabı Türklerin hükmettiği Afrika ülkelerini sömürge diye yazmaz, “Türk yönetimi” şeklinde yazar.
Konunun başına dönecek olursak, son zamanlara kadar Afrika kıtası ile diplomatik ilişkilerimiz asgari düzeyde tutuldu. Fakat şimdi, 10 Afrika devletinde büyükelçilik kurulmasına karar verildi. Dışarıya bu şekilde açılan bir Türkiye, 3. dünya ülkesi olma tehlikesinden de uzaklaşarak, tarihi istikametinde ilerlemeye muvaffak olacaktır.
PS: Uzun süredir ilgilenemediğim blogumun arayüzünü değiştirdim. WordPress üzerine Sevgili Alper’in blogunda görüp hayran kaldığım blocks temasını kullandım. Fakat, Serendipity‘den WordPress‘e düzgün çalışan bir export/import aracı bulamadığımdan önceki blogumdaki yorumlar silinmiş oldu.
Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama.
Yarım saat erkene kurulsun saatin.
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin…
Pencerini aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin.
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin.
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart.
Çek kızarmış ekmek kokusunu içine.
Bak güzelim kahvaltının keyfine…
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis,
Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin.
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile..
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden,
Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla,
Ohhh şöyle bir hafifle…
Bir güzel kahve ısmarla kendine, seni mutlu eden sesi duymak için alo de…
Hiç işin olmasa da öğle üzeri dışarı çık…
Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa
Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak…
Çiçek görürsen kokla, köpek görürsen okşa, çocuk görürsen yanağından makas al…
Sonra, şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı, sen çok darda iken kimler seni ferahlattı..
Hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?
Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara..
Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..
Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak, yüzünde güller açtıracak..
Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun..
Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..
Saklama tabakları, bardakları misafire
Sizden ala misafir mi var bu dünyada
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil, vazife yapar gibi hiç değil,
Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi, eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..
Gece evinde, dostların olsun
Sohbet mezen, kahkahan içkin olsun..
Arkadaşım, hayat bu daha ne olsun?
Ama en önce ve illa ki sağlık olsun!
Can Yücel

Şair Fazıl Hüsnü Dağlarca, İstanbul’da bir süredir tedavi gördüğü hastanede kronik böbrek yetmezliği ve kateter enfeksiyon sebebiyle vefat etti.
Toplumculuğunun temelinde insana ve insan hayatına saygı yatan Dağlarca, çok yazan ve üreten bir şair kimliğiyle, bağımsız kalarak hiçbir şairden etkilenmeden, hiçbir akımın etkisinde kalmadan şiirlerini yazmıştı.
“Uzun yaşamışsın derler bana, bilmezler seni uzun beklediğimi…” F.Hüsnü Dağlarca
Recent Comments