Odaklanma Stratejisi

Daha önceki yazımda Türkiye’deki bazı büyük grupların küresel ekonomi anlayışı, teknolojik gelişmelerin etkisinde değişen ürün portföyüne uyum sağlamak ve rekabet gücünde yaşanan gerilemeyi en aza indirebilmek amacıyla yeniden yapılanma yolları denediğini belirtmiştim.

Odaklanma, yeniden yapılanma stratejileri içerisinde en efektif sonuç üreten yaklaşımdır. Nitekim, odaklamanın temelinde yatan “mevcut pazarlama segmentlerinden en uygun olanın seçilip, ürün veya hizmetin o segmentin en çok tercih edilen ya da en kalitelisi olarak sağlanması” anlayışı orta vadede yüksek getiri sağlayabilecek bir pazarlama yöntemidir. Odaklanma stratejisini şirket bazlı olarak düşündüğümüzde servis / portföy bazlı odaklanmanın; grup stratejisi olarak ele aldığımızda ise sektörel bazda bir odaklanmanın yaşandığını görebiliriz.

Sektörel bazda odaklanma temel olarak, holdinglerin şirket portföyünde ön plana çıkan bir yaklaşımdır. Geçtiğimizde dönemde bir çok grup, karlı olmasına rağmen ana faaliyet alanlarında olmayan yatırımlarını elden çıkarma kararı aldı. Bu düşüncenin temelinde, bir çok iş kolunda etkin bir oyuncu olmaktansa yalnızca ana faaliyet alanlarına odaklanarak “en büyük oyuncu” olma yolunun tercih edilmesi yatıyor. Bu yöntem, enerji ve yatırımların yalnızca ana faaliyet alanlarına yönelmesi avantajını sağlamasıyla birlikte, etkin bir risk stratejisi geliştirilmesini de zorunlu kılıyor. Her finansal yatırımın beraberinde risk getirdiği bir ortamda yalnızca ana iş kollarında faaliyet göstermek sektörel bazda risklerin bertaraf edildiği anlamına gelmiyor. Odaklanılan sektöre yapılacak reel yatırımların ilerleyen dönemde karşılık bulması, ancak önceki dönemdeki veriler ışığında sektörel analizlerin doğru gerçekleştirilmesi sonucu olacaktır. Bu sayede odaklanma stratejinden tam verim alınabilir.

Servis / portföy bazlı odaklanma ise sunulan hizmet ya da ürünün geniş bir yelpazeye yayılmasından ziyade, belirli bir pazarlama segmentine yoğunlaşılması ve bu noktada faaliyetlerin arttırılması esasına dayanır. Otomotiv sektörünü ele alacak olursak, marka haline gelmiş ve krizde en az zarar görmüş üreticiler her zaman belirli bir kitleye hitap eden firmalar olmuştur. Güçlü ve belirli bir kitleye odaklanmış bir marka, tüketicininin karşısında diğerlerine göre her zaman daha sağlam durmuştur. Örneğin Mercedes, prestiji temsil eder; BMW sürüş keyfini… Volvo ise güvenlik demektir. Tüm bu markalar, diğerlerine oranla benzersiz bir farkındalık geliştirerek, ürünlerinde bu özelliklerini tüketiciye yansıtabilmeyi başarmıştır.

Bunun yanı sıra, ABD’nin en büyük markalarından biri olan ve geçen yıl iflas açıklayan Chevrolet (General Motors) ise üstte saydığımız firmalar kadar güçlü ve tüketiciyi cezbeden bir marka yaratamadı. Güçlü bir marka yaratamamasının nedeni ise; belirli bir hedef kitleye odaklanıp tüketicinin aklına kazınacak ürünler yerine; portföyünü haddinden fazla geliştirip hiç bir özelliğe karşılık gelmeyen ürünler geliştirmiş olmalarıdır. Chevrolet, bir zamanlar orta halli gençlere hitap eden bir otomobil markasıyken, daha büyük ve pahalı araçlar satmaya başlayarak mevcut hedef kitlesinden uzaklaşmış oldu. Ardından arazi araçları, daha ucuz araçlar, küçük araçlar ve daha büyük araçlar derken hiç bir alana odaklanamamış bir firma haline geldi.

Görüldüğü gibi sektörel bazda odaklanma konusunda başarılı olmak için, etkin analizler ışığında üretilmiş risk stratejisi zorunludur. Aksi halde, yalnızca ana faaliyet alanlarına odaklanılması mutlak başarıyı garanti etmeyecektir. Portföy bazlı odaklanmada ise, tüketiciyi cezbedecek şekilde markalaşmak gerekmektedir. Odaklanma, orta ve uzun vadede başarı sağlayan etkin bir iş stratejisidir. Fakat, bu odaklanmanın başarısını garanti etmez. Etkin strateji, tek başına uygulanan değil, ilave tedbir ve faaliyetlerle desteklenerek başarısı garanti edilen stratejidir.

Share This Item:
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • LinkedIn
  • Live
  • Tumblr
  • email
  • StumbleUpon
  • Yahoo! Buzz
  • MySpace
  • Twitter
Wednesday, November 11th, 2009 at 22:40

What is Good Corporate Strategy?

Prof. Richard Rumelt says its simply the focus of resources on business objectives.

Share This Item:
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • LinkedIn
  • Live
  • Tumblr
  • email
  • StumbleUpon
  • Yahoo! Buzz
  • MySpace
  • Twitter
Thursday, October 22nd, 2009 at 11:57

Şirketlerin Yeniden Yapılanmasının Altında Yatan Sebepler

Rekabette zorlaşan koşullar, küresel ekonomi, teknolojik gelişmeler ve sürekli değişen müşteri portföyü özellikle Türkiye’deki büyük şirketlerde geç kalmış bir yeniden yapılanmayı zorunlu kıldı. Sabancı, Koç, Borusan, Yaşar ve Turkcell gibi ülkemizin önde gelen gruplarının başı çektiği bir çok şirket yeniden yapılanma yolunu seçtiler. Bu yüzden yönetim organizasyonları değişime uğradı, faaliyet gösterilen sektör analiz edilerek mevcut iş kolları yeniden yapılandırıldı ve herkes kendi rotasını belirledi. Hatta bu amaç doğrultusunda “asla satılmaz” denilen grup şirketleri bile elden çıkarıldı.

Tüm bu sürecin temelinde ise bana göre şu nedenler yatıyor:

Odaklanma İsteği: Sektörde artan rekabet ve yabancı sermaye girişi holdinglerin şirket portföylerini oldukça etkiledi. Risk yönetimi adına mevcut iştiraklerde yabancı ortaklıklar daha gözde hale geldi ve şirketler de mevcut iş kollarını buna göre düzenlemek zorunda kaldı. Geçmişte şirketler, birbiriyle alakası olmayan bir çok iş kolunda faaliyet gösteriyordu. Fakat daha az bütçeli yaratıcı zekaya sahip girişimciler, uyguladıkları yenilikçi iş modelleriyle holdinglerin karlarının gittikçe azalmasını sağlayarak onların bu her alanda büyük oyuncu olma isteğini sekteye uğrattı. Türkiye’nin önde gelen grupları odaklanma stratejisinde yeniden yapılanarak şirket portföylerini yenilemek zorunda kaldılar. Her iş kolunda değil de yalnızca ana iş kollarında büyük oyuncu olmak için bazı alanlardan çekilerek şirketlerini sattılar.

Odaklanma stratejisinin en büyük değişimi gerçekleştirdiği grup ise Koç Holding oldu. Demirdöküm, İzocam ve Migros gibi karlı yatırımları elden çıkaran Koç; enerji, dayanıklı tüketim, otomotiv ve finansal hizmetlere ağırlık verdi. Aynı şekilde Yaşar Holding da ana iş kollarından gıda ve boya sektörüne yönelme kararı aldı.

Hatta holdingler bu strateji doğrultusunda kendileriyle bütünleşmiş faaliyetlerden bile çıkma kararı aldılar. Sabancı Holding’in finans, enerji, otomotiv ve lastik sektöründe ilerlemek için Bossa’yı elden çıkarması bu bağlamda gelenekçilikten ne kadar uzaklaştığının da önemli bir göstergesi aslında.

Ölçek Ekonomisi: Şirketlerde yeniden yapılanmanın temel nedenlerinden biri de ölçek ekonomisinin artık zorunlu hale gelmesidir. Değişen rekabet ve pazar koşullarıyla savaşmak için dünya liginde yer almak gerekiyor. Türk şirketleri için Türkiye’de birinci olmak eskiden yeterliyken, değişen koşullar artık nedeniyle bu yeterli gelmiyor ve şirketler kendilerini daha global hedefler belirlemek zorunda hissediyorlar.

Türk Telekom’un Azerbaycan ve Kazakistan Telekom ile ilgilenmesi, Koç Holding’in mevcut iş hacminin %50’sini sağladığı enerji sektöründe dünya ölçeğinde bir oyuncu olmak istemesi, Doğan Holding’in Kafkaslardaki medya şirketleriyle ilgilenmesi yerel bir şirket olmaktansa global bir güç olmak istemelerinden kaynaklanıyor.

Organizasyon Yalınlığı: Artan rekabet koşullarına hızlı uyum isteği, holdingleri de yalın bir yapılanmaya itiyor. Bu süreçte çalışanların nitelik ve beklentilerinin de değişiyor olması oldukça büyük bir etken. Günümüzde özellikle yeni yetişen personel görevlerinde daha fazla inisiyatif istiyor. Bununla birlikte teknolojinin getirdiği imkanlarla işe her yerden ve her koşuldan dahil olunabildiğinden bu yeni çalışan profili ve müşteri, tedarikçi, düzenleyici kurumlara daha hızlı cevap verme isteği şirketlerin bürokrasiden uzak daha yalın yapılarla çalışma zorunluluğunu da beraberinde getiriyor.

Böylece kurum içi hiyerarşi ve bürokrasi en aza indirgenerek, daha hızlı karar almak için daha etkin ama az sayıda çalışanla işler yürütülüyor. Oyak Grup ve Yaşar Holding şirketlerde yönetim kademelerini üç-dört kişiye indirmiş durumda, bu şekilde içeriden yönetici yetişmesinin de önü açılmış oluyor.

Kaynak Yönetimi: Odaklanma stratejisiyle birlikte yürütülen gerçeklerden biri de kaynak yönetimi. Şirketler ellerindeki nakit para gibi kaynakları, daha çok getiri sağlayacak alanlara kanalize ederek; inişli-çıkışlı Türk piyasasında kur riskini de en aza indirgemiş oluyorlar.

Bugün pek çok şirket, bu iş için eski bankacılardan oluşan özel ekipler kurmuş durumda. Turkcell, Philip Morris ve Erdemir gibi şirketler özel ekipleriyle karlılıkların arttırılması için çalışmaya devam ediyorlar.

Müşteri Değişkenliği: Müşterinin kendisi de sürekli değişen istekleriyle yeniden yapılanmayı şirketlere zorunlu hale getiriyor. Müşteri giderek istekleri konusunda daha bilinçli ve tedbirli hale geldiğinden şirketler de bu istek ve yöntemlere ayak uydurmak zorunda kalıyorlar. Bu noktada şirketler hem inovasyon çalışmalarına önem veriyor, hem de pazarla iç içe çalışabilecek personel profili üzerine eğiliyorlar. Bu amaç doğrultusunda organizasyon yapılarını değiştiriyor, yeni fikirler ortaya atarak hem müşteri memnuniyeti ve güvenini, hem de personelin daha fazla sorumluluk alarak kendini yetiştirmesini sağlıyorlar.

Örneğin Turkcell, her müşteri segmenti için ayrı bir ekip yaratıyor. Gençlere odaklı çalışan “gnctrkcll” isimli bir takımları var. Bu sayede kurumsal ve bireysel müşterilerin ayrı ayrı yönetilmesinden başka bu kategorilerin altındaki farklı kategoriler için de farklı çalışma ve pazarlama stratejileri geliştiriyorlar.

Yukarıdaki nedenlerden ötürü bazı holdinglerin ne şekilde yeniden yapılandıklarını inceleyecek olursak;

Sabancı Holding: Ana faaliyet alanlarına odaklanmak için son yıllarda Pilsa, Gıdasa ve Bossa’yı satarak bu sektörlerden çıktı.

Koç Holding: Mevcut iş hacminin %50’sini enerjiden sağlayan grup, bu alanda yatırımlarını arttırarak sektörde global ölçekte bir oyuncu olma niyetiyle hareket ediyor.

Borusan Holding: 2000 yılından beri “Yalın 6 Sigma”yı uygulayarak verimli kaynak yönetimi stratejisiyle üretim giderlerine bağlı kayıpları en aza indirdi.

Oyak Holding: Yönetimde bürokrasiyi azaltarak 3-4 kademeli sisteme geçti ve organizasyon yalınlığı sağladı. Pek çok şirketinde bir tane genel müdür yardımcısı var ve hiyerarşi asgari düzeyde.

Turkcell: Pazarlama, satış, müşteri hizmetleri ve çağrı ekiplerinde üründen çok müşteriye odaklanarak tüm fonksiyonlarını müşteri taleplerine uygun yürütüyor.

Türk Telekom: Bölgesel güç olmak için ölçek ekonomisi stratejisini yürütüyor, bu yüzden Azeri ve Kazak Telekom özelleştirmeleri ile ilgileniyor.

Yaşar Holding: Son üç yılda stratejik ve etkili kaynak yönetimi sayesinde karlılığını %1,5 arttırdı.

Sonuçlar ortada, yorum sizin…

Share This Item:
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • LinkedIn
  • Live
  • Tumblr
  • email
  • StumbleUpon
  • Yahoo! Buzz
  • MySpace
  • Twitter
Thursday, October 15th, 2009 at 11:17

Risk Stratejisi

Strateji kelimesini etimolojik olarak ele aldığımızda bir çok uzman, strategos kökeninden geldiği konusunda hemfikirdir. Strategos ise eski Yunanca’da ordu anlamına gelen “stratos” ve liderlik, rehberlik etmek anlamındaki “ago” sözcüklerinin birleşmesi şeklinde söylenegelmiştir. Bir çok kaynağın strateji kavramını ilk olarak askeri bir temele dayandırması da strategos ile birbirini tamamlayan varsayımlar olmuştur. Bu konuda ben de farklı düşünmüyorum. Günümüzde ise farklı koşullar altında ve oldukça değişik şekilde yapılan strateji tanımı, yalın bir ifadeyle imkan ve şartları bütünleştirerek hedefe ulaşma sanatı olarak düşünülebilir. Bu sade tanımdan yola çıkarak stratejide en önemli etkenin amaca ulaşabilmek olduğunu görebiliriz. Ayrıca strateji terimi genel olarak; bir işletmenin, kamu kurumunun ya da özel kuruluşun hedefleri doğrultusunda tayin ettiğini yol anlamında da kullanılıyor.

Görüldüğü gibi, stratejinin onlarca tanımı olsa da her seferinde belirli bir amaca ulaşma düşüncesi, stratejinin de temelini oluşturuyor. Belirlenen amaç doğrultusunda, bu amaca ulaşmak için alınan tedbirler ve yapılan hamleler de derecesi ne kadar olursa olsun bir risk faktörünü de içinde bulunduruyor. Burada kastettiğim risk faktörü, iş dünyasında gelecekte oluşacak durumu tam olarak bilemeyeceğimiz için, finansal ve reel yatırımlar için geçerli olan bir kavram. Öncelikle daha anlaşılır olan reel yatırım risklerine göz atalım. Üretim yapan bir işletmede geleceğe yönelik yapılan reel yatırımlar, üretim tabanlı riskler taşımaktadır. Yapılan reel yatırımlar her ne kadar hedefe ulaşabilmek adına, optimum ölçülerde olsa da; orta vadede sektörün ve işletmenin durumu tam olarak tespit edilemeyeceğinden öngörülen oranda üretim ve satış gerçekleşmeyebilir. Bu da faaliyet gösterilen alanda alınan ekonomik riskler anlamına gelmektedir.  Finansal yatırım riskleri ise, reel yatırımlara nazaran daha çok ürün piyasası, sektör ve sektörde faaliyet gösteren diğer işletmelerin durumuna bağlıdır. Enflasyon riski, kur farklarının ortaya çıkaracağı riskler, faiz kaynaklı riskler ve devalüasyon riski de finansal yatırım risklerine dahildir.

Dolayısıyla her finansal yatırım, riskini de beraberinde getirir. Gelecekte sektör koşullarının ne durumda olacağının tahmin edilmesi zor ve yine riskli olduğundan; üretim alanında yapılan reel yatırımların gelecekteki değeri şimdiki şartlar altında tam olarak bilinemez.  Yapılan yatırım ancak, geçmiş dönemde yaşanan tecrübeler de dikkate alınarak, istatistiki yöntemler ışığında ve değişik olasılıklar göz önünde bulundurularak analiz edilir. Bu analizler sonucunda elde edilen veriler karşılaştırılarak, gerçeğe en yakın değer tahmin edilebilir. Dolayısıyla reel yatırımlarda alınan risk, yatırımdan elde edilen gelirin beklendiği düzeyin altında gerçekleşme olasılığıdır.

Kurumsal stratejiler tayin edilirken, yapılacak reel yatırımların getirisini finansal yatırım riskleri ışığında analiz etmek kaçınılmazdır. Faaliyet gösterilen sektörün şimdiki imkanları dikkate alınarak geleceğe yönelik kurum stratejisi belirlemek rotasız gemi misali nereye gideceğini bilememekle eşdeğerdir. Kısa ve orta vadede strateji tayini yapılırken kurumun gelecekte bulunmak istediği konum ile bulunabileceği konum arasında ciddi bir ilişki kurulması zorunludur. Gelecekte piyasada oluşabilecek durgunluk veya dalgalanmalar dikkate alınmalı, her tür koşul altında yapılan reel yatırımların sonuçları saptanmalıdır. Gerçeğe en yakın strateji, ancak tüm koşulların analizi eksiksiz yapıldığı takdirde bulunabilir.

Share This Item:
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • LinkedIn
  • Live
  • Tumblr
  • email
  • StumbleUpon
  • Yahoo! Buzz
  • MySpace
  • Twitter
Tuesday, October 13th, 2009 at 11:19

Strateji ve Taktik

Uzun süredir, iş hayatımdan arta kalan zamanlarda inceleme imkanı bulduğum strateji ve taktik kavramları ve etkileri artık bir hobi olmaktan çıkıp, ciddi olarak vakit ayırdığım ve araştırma yaptığım bir uğraş haline geldi. Bu yüzden, blogumda artık bu konulara da yer vermek istiyorum.

Strateji ve taktik, farklı kişilerce farklı şekillerde tarif ediliyor. Ben, en uygun ve anlaşılır şekilde bahsetmeye çalışacağım.

Strateji kavramı yüzyıllardır, bugünkü kadar olmasa bile kullanılıyor. Uzun bir süre bu kavram askeri ve/veya politik anlamda kullanılan bir terimdi. Stratejinin bu alanlar ile birlikte; ekonomi, yönetim ve iş dünyasında da yer bulması ancak 20.yüzyılın ortalarından sonra olabilmiştir. Fakat önemli devlet adamları ve komutanlar, (Napoléon BonaparteBüyük İskenderCengiz Han vb.) stratejiye bir anlam kazandırararak her şeyden önce bir “düşünme yöntemi” olduğunu göstermişlerdir.

Geçmişte, bir savaş durumunda sonuca ulaşabilmek amacıyla askeri kuvvetlerin sevk ve idaresini kullanma sanatı olarak tanımlanabilecek stratejinin iş hayatına girmesiyle birlikte bilinen bu tanımından daha geniş bir anlama oturtulması gerekliliği ortaya çıkmıştır.

Politik anlamda strateji; bir ulusun, hedeflerine ulaşabilmek için ekonomik, askeri, siyasi ve motivasyon güçlerinin birbiriyle uyumlu olarak kullanılma sanatı olarak tanımlanabilir. Stratejik öngörüler sayesinde devletler; gelebilecek tehlikelerin şiddet ve yönünü, olası tahribatını zamanında görebilme ve önlem alma olanağına sahip olabilirler. Buna karşın strateji günümüzde en çok yanlış anlaşılan kavramdır. Strateji özü itibariyle ekonomik politikalar, rakamlar veya hedefler ile ilgili değil; bugün bulunduğunuz yer ile yarın bulunmak istediğiniz yer arasında sağlam ve kalıcı bir köprü oluşturabilen somut olguların bütünüdür.

Bulunduğumuz çağda her ortamda uygulanabilecek evrensel bir strateji bulunduğuna inanmıyorum. Zaten, herkes tarafından aynı temel prensiplere bağlı kalınarak uygulanabilir olmak, stratejinin özüne aykırıdır. Stratejik düşünme, rakibe üstün gelme amacıyla yapılırken, aynı şeyin size karşı da uygulanabileceğini göz ardı etmemeyi gerektirir.

Taktik de stratejinin bulunduğu hemen her ortamda gündeme gelen bir kavramdır, hatta çoğu kez strateji ile benzer anlamlarda kullanılabilmektedir. Fakat taktik ile strateji birbirini destekleyen kavramlar olmasına rağmen, tamamen farklıdırlar. Taktik, bir fikirdir. Başarıya ulaşabilmesi için olmazsa olmaz gerekliliği ise bana göre rekabetçi olmasıdır. Bu koşul da taktiğin tek başına yeterli olmasını sağlamaz. Süreci başarıyla tamamlayabilmek için taktiğin stratejiye dönüştürülmesi gerekir. Bu noktada stratejinin bir hedef olmadığını, yalnızca hedefe ulaşabilmek için alınması gereken yola odaklanmış bir düşünce sistemi olduğunu bilmek gerekir.

Taktik zamandan bağımsız bir kavramdır, buna karşın strateji belirli bir dönem ile sınırlandırılmalıdır. Örneğin, indirimli satışlar çoğu mağazanın kullandığı bir pazarlama taktiğidir. Fakat, sürekli indirimli satışları olan mağazanın yaptığı ise bir stratejidir. Taktik, rekabette üstünlüğü oluşturur; strateji ise bu üstünlüğü korumayı amaçlar.

Genel olarak stratejinin amacı ise, taktiği daha etkin kılabilmek amacıyla tüm kaynakların en verimli ve uyumlu şekilde seferber edilmesi olarak belirtilebilir.

Bahsettiğim birbirine yakın bu iki kavramı dikkatle incelenirse; stratejinin yönetme sanatı ve yönetim bilimi, taktiğin ise düzenleme, sevk ve idare ile ilgili olduğu görülecektir.

Temel olarak her iki kavramı da anlatmaya çalıştım. Bundan sonraki süreçte sıklıkla bu iki kavram ve etkileri üzerine elimden geldiğince yazacağım.

Share This Item:
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • LinkedIn
  • Live
  • Tumblr
  • email
  • StumbleUpon
  • Yahoo! Buzz
  • MySpace
  • Twitter
Thursday, October 8th, 2009 at 09:15

Sen İstanbul’sun, Büyük Düşün !

İstanbul’da 30+ kişinin can verdiği sel baskını sürerken Bosna – Türkiye maçını izlemeye giden yöneticilerimize de selam olsun.

Share This Item:
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • LinkedIn
  • Live
  • Tumblr
  • email
  • StumbleUpon
  • Yahoo! Buzz
  • MySpace
  • Twitter
Thursday, September 10th, 2009 at 08:08

Atatürk’lü İlk Reklam



Yıl 1997, Uğur Yücel ve Haluk Bilginer’i zaten tanıyoruz.. Atatürk’ü ise Türkiye’nin tanınmış ve en başarılı uzun metrajlı film kurgu editörü Mustafa Preşeva oynuyor.

Share This Item:
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • LinkedIn
  • Live
  • Tumblr
  • email
  • StumbleUpon
  • Yahoo! Buzz
  • MySpace
  • Twitter
Friday, August 28th, 2009 at 14:51

Bolt The Storm

Geçtiğimiz yıl Pekin Olimpiyatları’nda 9.69′luk derecesiyle dünya rekoru kıran Jamaikalı, bu rekoru yalnızca bir yıl sonra 11 salise daha geliştirerek, Berlin’de 12. Dünya Atletizm Şampiyonası’nda 100 metre erkeklerde altın madalyanın sahibi oldu. Bolt, tabancanın sesini duyduktan sonra şimşek gibi bir çıkış yaptı.

Rakipleri (?) Asafa Powell ve Tyson Gay önde başlayıp dayanabilmeyi umuyorlardı. Fakat Usain Bolt durmadı. Yalnızca son 20 metrede dönüp Gay’in nerede olduğuna baktı. Bitiş çizgisini gördükten sonra dünya 9:58′i gördü. Tysan Gay, 9:71′lik derecesiyle 2. oldu.

Pekin Olimpiyatları’na kadar 9:71 inanılmaz bir derece sayılabilirdi. Usain Bolt olmasa Tyson Gay bir efsane olabilirdi… Asafa Powell ise 9.84 ile bronz madalyanın sahibi oldu.

İnsanlığın geldi son nokta şimdilik 9:58

Share This Item:
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • LinkedIn
  • Live
  • Tumblr
  • email
  • StumbleUpon
  • Yahoo! Buzz
  • MySpace
  • Twitter
Sunday, August 16th, 2009 at 14:44

For Security Updates: RSECNOTE Tool Implementation

Güvenlik ile alakalı bazı SAP note’larını görebilmek ve kolayca sisteme uygulayabilmek amacıyla RSECNOTE uygulamasını kullanıyoruz. Bu uygulamayı SAP sistemine yükleyebilmek için öncelikle SAP Note # 888889’u sisteme yüklememiz gerekiyor. Fakat ilgili OSSnote’unu sisteme yüklemeden önce yapmamız gereken bazı pre-installation adımları mevcut..

Öncesinde SE06: Post-Installation Actions for Transport Organizer transaction’ına girerek burada Standart Installation sekmesi seçiliyken üst menüdeki “System Change Option” seçeneğine giriyoruz.

Gelen ekrandaki Namespace/Name Range kısmındaki Service Software Addon Packages (SSA) ve Service Software Framework (SSF) kısımlarını modifiable olarak işaretlememiz gerekiyor. Aksi halde ilgili note’u sisteme yükleyemeyiz.

Bu kısma OK dedikten sonra /SSA/INT için ana program seçmemiz gerekiyor. Bu seçeneği de /SSA/RTC olarak seçtikten sonra bu uygulamayı derlemeye başlıyor. İşlem bittikten sonra Note #888889’un sisteme sorunsuz bir şekilde implemente edebiliriz.

Yukarıdaki şekilde değişiklikleri yaptıktan sonra kaydedip çıkıyoruz ve SNOTE: Note Assistant transaction’ını yürüterek SAP Note #888889’u yükleyeceğimiz kısmı açıyoruz. Burada SAP Note Download butonuna basarak download edeceğimiz ve yükleyeceğimiz SAP Note’unun numarasını yazıyoruz.

Onayladıktan sonra, eğer SAPOSS bağlantısında bir sorun bulunmuyorsa (ki onun kontrolü de SM59: RFC Destinations transaction’ı ile yapılabilir) ilgili note sisteme indirilip yüklenecek.

Yükleme yaparken note’u varolan bir transaction’a bağlayabiliriz ya da yeni bir transaction yaratarak onun sayesinde diğer sistemlere aktarabiliriz.

Kontrolünü yapmak için ST13:Analysis & Service Tools Launchpad transactionunu yürütüyoruz. Tool name kısmına gelip F4’e bastığımızda gelen ekrandan RSECNOTE seçiyoruz:

Bu adımdan sonra execute butonuna basarak programı çalıştırıyoruz:

Yukarıdaki ekranda görüldüğü üzere Missing recommendations kısmında, yüklememiz gereken SAP Note’larını görüyoruz. Buradaki SAP Note’larını kontrol edip, öncelikle development sistemlere yükleyip test ettikten sonra production sistemlere yine transport etme vasıtasıyla aktarabiliriz.

SAP Note#888889: https://service.sap.com/sap/support/notes/888889

Google Docs: http://docs.google.com/View?id=ddhw5r9m_52htc4srgg

Share This Item:
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • LinkedIn
  • Live
  • Tumblr
  • email
  • StumbleUpon
  • Yahoo! Buzz
  • MySpace
  • Twitter
Monday, July 20th, 2009 at 10:00

Java Support Package Manager – JSPM Update

JSPM (Java Support Package Manager), temel olarak SAP sistemlerinde support patchlerin güncelleştirme işlemini yapmamızı sağlayan araçtır. Aynı şekilde JSPM’in güncellemesi de yine kendi üzerinden yapılır. JSPM’i çalıştırmak için /usr/sap/<SID>/<Central instance name>/j2ee/JSPM/go.bat dosyasını çalıştırıyoruz. JSPM’i çalıştırdıktan sonra karşımıza gelen aşağıdaki ekranda öncelikle SDM parolasını girip, Java Support Package Manager’a logon oluyoruz:

JSPM’e logon olduktan sonra, sisteme support package (bundan sonra SP) implementasyonu için altı farklı tipte seçeneğimiz mevcuttur. Bunlar;

  • Support Package Stack: Yığın halinde birden fazla SP güncelleştirmesi yapmak için bu seçenek kullanılır.
  • Java Support Package Manager (JSPM) : JSPM’in kendisi bu seçenek vasıtasıyla güncelleştirilir.
  • Single Support Packages: Tek bir SP’yi update etmek için bu seçenek kullanılır.
  • New Software Components: Sistemde olmayan bir SP’yi yüklemek için kullanılır.
  • Business and Enchancement Packages: Business ve enhancement paketleri bu seçenek ile sisteme yüklenir.
  • Install Additional Usage Type: Ek paketlerin yüklemesi için kullanılır.

Çoğunlukla, tek support package (=SP) güncelleştirmesi yapmak istediğimizde mutlaka JSPM versiyonunu kontrol etmemiz gerekiyor. JSPM eğer düşük versiyonda ise, anlamsız hatalar alıp güncellemelerin yapılmasına imkan vermeyebilir. Single Support Package seçeneği ile sistemdeki SP’lerin hangi seviyede olduğunu görebiliriz:

Görüldüğü üzere Support Package güncelleştirme aracımız olan JSPM 13. patch seviyesinde bulunuyor. Şu an güncelleyeceğimiz paketleri ilgili dizine koymadığımız için JSPM, “Target SPLevel.PatchLevel” kısmında herhangi bir hedef patch seviyesi bulamıyor. Öncelikle JSPM’i güncelleyeceğiz. Bunun için http://service.sap.com/swdc linkinden JSPM patchini indireceğiz. Adrese gittikten sonra sol menüden Download -> Support Packages and Patches -> Entry by Application Group menüsüne indikten sonra gelen sayfadan aşağıdaki adımları takip ediyoruz:

SAP NetWeaver -> SAP NETWEAVER -> SAP NETWEAVER 7.0 -> Entry by Component -> Application Server Java -> Java SP Manager 7.0 -> #OS Independent

Sayfanın alt kısmında, download sekmesine baktığımızda karşımıza JSPM paketlerinin listelendiğini görüyoruz. Bizdeki JSPM seviyesi 13. patchlevel’da idi. Buradan JSPM19_0-10003470.SCA’ya tıklayarak JSPM 19. patchlevel’ı indiriyoruz.

Bu aşamadan sonra indirdiğimiz JSPM19_0-10003470.SCA dosyasını, update işlemini gerçekleştireceğimiz sunucu üzerindeki /usr/sap/trans/EPS/in dizinine kopyalıyoruz.

Kopyalama işleminden sonra JSPM’i tekrar çalıştırıyoruz (/usr/sap/<SID>/<Central instance name>/j2ee/JSPM/go.bat, bunu masaüstüne kısayol olarak atmamız ileride kolaylık sağlar.) SDM parolasını girdikten sonra, gelen ekrandan Java Support Package Manager (JSPM)’i seçerek ilerliyoruz. Aşağıda görüldüğü gibi bu kez karşımıza mevcut JSPM patch seviyemiz ve update edeceğimiz patch seviyesini gösteren ekran geliyor.

Burada next butonuna basarak ilgili paketlerin validasyon işlemlerini başlatıyoruz ve bir sonraki adıma geçiyoruz:

Burada önemli olan nokta Status kısmında OK görüyor olmaktır. Eğer herhangi bir uyarı veriyorsa o zaman ya hatalı stack yüklemeye çalıştığımızı, ya da öncelikle manuel olarak SDM update etmemiz gerektiğini belirtir. SDM Update işlemi için #860939 numaralı SAP Note’una bakılabilir.

Altta “Validation of selected components has finished.” uyarısını gördükten sonra “Start” butonuna bakarak JSPM’i 19.patch level’i uygulama işlemini başlatıyoruz. İşlem kendi kendine yürütülüyor olacak. “Deployment has finished” notunu gördükten sonra işlem tamamlanmış demektir. Exit diyerek çıkış yapabiliriz.

Konuya refer eden SAP note’ları: #891983, #884537, #723909

JSPM User’s Guide: http://help.sap.com/saphelp_nw04s/helpdata/en/1F/C45B4211AAC353E10000000A1550B0/frameset.htm

Google Docs: http://docs.google.com/View?id=ddhw5r9m_51dgrwtscw

Share This Item:
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • LinkedIn
  • Live
  • Tumblr
  • email
  • StumbleUpon
  • Yahoo! Buzz
  • MySpace
  • Twitter
Friday, June 26th, 2009 at 21:21

- Toplist Toplist,Site Ekle, Backlink, Link Değişim