İş hayatının gereklerinden ötürü, kenarından köşesinden Oracle veritabanı ile ilgilenmeye başladım. Bu sebepten blogumda zaman zaman Oracle ile ilgili yazılara da yer vereceğim. Bu ilk yazıda temel Oracle araçlarından bahsettim. İlerleyen günlerde daha kozmik bilgileri de anlatacağım.
Oracle Universal Installer (OUI): Oracle ve veritabanına ait diğer seçenekleri sisteme yüklemek için kullanılan yazılımdır. Bittiğinde otomatik olarak DBCA’yı çalıştırır.
Database Configuration Assitant (DBCA): Oracle’ın desteklediği temalarda database oluşturulmasını sağlar. Bunun yanında kendi database ve temanızı da oluşturabilirsiniz.
Database Upgrade Assistant (DBUA): Varolan veritabanını Oracle’ın yeni sürümlerine yükseltmek için kullanılan araçtır.
Oracle Net Manager: Oracle veritabanı ve uygulamaları için ağ bağlantılarını konfigure etmeyi sağlayan araçtır.
Oracle Enterprise Manager (EM): Oracle ürünlerinin yönetimi için kullanılan grafik konsol, temel servisler ve tümleşik ve kapsamlı sistem yönetim platformunu içerir. Oracle’ı yükleyip, bir vertabanı oluşturduktan/varolan veritabanını güncelledikten ve ağ bağlantılarını ayarladıktan sonra, veritabanını yönetmek için Enterprise Manager’i kullanabilirsiniz. Ayrıca SQL komutlarını çalıştırmak için Web tabanlı kullanıcı arayüzü de sunar.
Üç ana Enterprise Manager aracı mevcuttur:
Enterprise Manager Database Console: Bir veritabanını yönetmek için kullanılır.
Enterprise Manager Grid Control: Aynı anda birden fazla veritabanını yönetmek için kullanılır.
Enterprise Manager Java Console: Erişim araçlarını barındırır.
SQL*Plus: Veritabanını yönetmek için standart komut satırıdır.
iSQL*Plus: Oracle veritabanı için tarayıcı (ör. Firefox, ie..) tabanlı arayüzdür.
Recovery Manager (RMAN): Veritabanının tamamı ya da bir kısım data dosyaları için backup, restore ve recovery işlemleri için gerekli olan tüm özellikleri sağlayan bir araçtır.
Oracle Secure Backup: Oracle için tape üzerine backup alınmasını sağlayan sistemdir.
Data Pump: Bir veritabanından diğerine yüksek hızda veri transferini sağlar. Örneğin, bir veritabanındaki tabloyu export edip diğerine import etmek istediğinizde kullanılabilir.
SQL*Loader: Harici bir dosyadan Oracle veritabanına dosya aktarımına olanak veren sistemdir. Bunun haricinde bu işlemi gerçekleştirebileceğiniz muadil uygulamalar da mevcut. Onlara daha sonra değineceğim.
Command-line Tools:
Enterprise manager’i yönetmek için;
emctl start | status | set | stop
iSQL*Plus’ı başlatmak/durdurmak için;
isqlplusctl start | stop
Listener’i yönetmek için,
lsnrctl help | start | status | stop
Bir süredir çoğunluğu Windows 2003 Server ve bir kısmı da
IBM AIX olan sistemler için güvenlik açıklarını test edebilen ve bunları ayrıntılı raporlayabilen uygulamaları araştırıyordum. Piyasada bu amaca hizmet eden ve kullanıcıya birbirinden farklı seçenekler sunan bir çok uygulama mevcut. Bu uygulamalar içinde gerek kullanışlılık gerekse güvenilirlik açısından benim en çok beğendiklerim,
Nessus ve
GFI LANguard oldu.
Nessus, hostname ve IP bazlı tarama yapabilmesinin yanında (zaten bunlar birçoğundaki standart özellikler) belirli bir IP aralığını, belirli bir network ve netmask adresinden de tarama yapabiliyor. Bununla birlikte kendisine ait iyi düzenlenmiş bir default scan policy de mevcut. Ayrıca Microsoft updatelerini de kontrol edebiliyor. Raporlama özelliği de oldukça tatmin edici. Sistemdeki açık portları tespit etmesinin yanında, güvenlik açıklarını üç kategoride gösteriyor ve bu açıkları kapatmak için gerekli çözüm önerilerini de sunuyor. Size sadece sunucunun yedeğini alıp (Windows’ta çalışıyorsanız bu ilk adım zaten:) ) güncellemeleri yükledikten sonra test etmek kalıyor.
GFI LANguard da arkadaşıyla benzer özelliklere sahip, fakat biraz daha geride kalıyor bana göre. Vulnerability Scanning, Patching Status, Network & Software Auditing ve Complete Scan gibi tarama seçenekleri mevcut. Fakat düşük seviye risklere Nessus kadar değer vermediği aşikar. Yine de sonuçları oldukça tatmin edici.
Bunların yanında;
IBM ISS,
Mcafee Foundstone ve
Rapid7 NeXpose gibi alternatif uygulamalar da bulunuyor. Tercih sizin..
Salı, Temmuz 1. 2008
Doğada bulunmayan ve ışığın ters yönde kırılmasını sağlayan “meta malzeme”yi üreterek, cep telefonu, bilgisayar çipleri ve mikroskopların etkinliğinin artırılmasına katkı sağladığı için, Londra’daki Kraliyet Bilim Topluluğu’nda düzenlenen törenle Descartes Ödülü’nü alan tek Türk, saygın Fizik Profesörü Ekmel Özbay’ın danışmanlığında, TÜBİTAK tarafından desteklenen Nanoteknoloji Araştırma Merkezi’nde, Avrupa Birliği Çerçeve Programı kapsamında çalışmalarını sürdüren Bilkent Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü doktora öğrencisi Bayram Tütün’ün, organik kimya ve sentetik polimerler kullanarak ürettiği organik lazer teknolojisiyle, yara iyileştirme, böbrek taşı tedavisi, göz ve diş hekimliği teşhislerindeki yüksek çözünürlüklü projeksiyon ve hologram ekranlarına sahip görüntüleme cihazlarını, milyonlarca renk, yüksek kalite ve çok daha ucuza elde edilebilir hale getirip, dünya yeni nesil optoelektronik teknolojisinde çığır açtığı gün… Sağlık Bakanı, “keneye karşı pantolon paçalarını çorabın içine sokun, ishal olanlar da, ellerini sabunlasın” dedi.
Salı, Temmuz 1. 2008
Çay şefkattir, dostluktur, güvendir.
Kahve ise sevişmektir, ilişkidir, heyecandır…
Çay ne kadar dışa dönük ise,
kahve de gitgide o kadar içe dönük
bir keyif içeceğidir.
Kahveyle çayı biribirinden en kesin ve keskin
biçimde nasıl ayırırız?
Öpüşünce birbirimize geçirdiğimiz
ağzımızdaki kahve tadıdır.
Çaydan geriye kalan ise sohbetimizin tadıdır.
Kahve kokudur… Önce koku.
Kahveyi dilden damaktan önce burun sever.
Kimileri “kokulu” çayı çaydan saymaz.
Oysa kokusuz kahve kahveden sayılmaz.
Fakat gözün arzularını ve keyiflerini de yabana atmamalıyız.
Fincanın üzerinden kahveye;
o kara kuyuya bakıp başı dönmeyen,
yükseklik korkusuna kapılmayan var mıdır?…
Hayatın ilk bakışta sıradan gibi gözüken ama
güzel sürprizlere açık çağrıları vardır.
Kimi zaman insan sesine bürünür bu çağrılar:
Bunlardan biri “Hadi, şöyle bir çay içelim” ‘dir.
Öteki ise daha ılıktır, daha derindendir:
“Gel, bir kahve iç! Sonra gidersin…”
Nasıl ince belli çay bardaklarını avuçlarımızla kavramak
sadece bedenimizi değil, üşümüş ruhlarımızı da ısıtırsa…
Değil kahve içmek; kahve içmeyi istemek bile
bizi hem kendimizle
hem de hayatla bir an için bile olsa barıştırır.
Haa, bir de “ben çay içmem!”, “ben kahve sevmem..”
diyenler var…
Onların aslında neyi sevmedikleri ve
hayatın hangi tatlarını ıskaladıklarını gördünüz herhalde…
Salı, Temmuz 1. 2008
Sıkıcı Wordpress'den vazgeçip
Serendipity'e geçiş yaptım, artık sık sık alıcınızın frekans ayarlarıyla oynamanıza gerek kalmayacak; uzun bir süre buradayım çünkü. Önceki blogumdan kalan teknik içerikli yazıları da zaman içinde tekrar eklemeyi düşünüyorum.
Sağlıcakla kalın...
Görüşler